İstatistikler, çoğu zaman sadece birer sayıdan ibaret gibi görünse de, çocuk istismarı söz konusu olduğunda her bir rakam yaralanmış bir çocukluğun ve travmanın temsilcisidir. Maalesef hem dünyada hem de ülkemizde bu sayılar, her geçen gün azalmak yerine artış göstermektedir. Bu yazıda, Adalet Bakanlığı ve uluslararası kuruluşların verileri ışığında, çocuk istismarının korkutucu boyutlarını, istismarcıların profillerini ve toplum olarak yüzleşmemiz gereken acı gerçekleri inceleyeceğiz.
Korkutucu Veriler: Buzdağının Görünen Yüzü
Adalet Bakanlığı verilerine göre, her ay Adli Tıp Kurumu'na yaklaşık 650 çocuk cinsel istismar vakası gelmektedir. Son 10 yılda bu sayı 250.000'i aşmıştır ki bu rakam, Muğla merkez nüfusunun (110.000) iki katından fazladır. Türkiye Psikiyatri Derneği'nin verileri daha da endişe vericidir: Türkiye'de çocukların yaklaşık %33'ü, yani her 100 çocuktan 33'ü cinsel istismara maruz kalmaktadır. Dünya ortalamasının (%20) üzerinde olan bu oran, sorunun ciddiyetini gözler önüne sermektedir.
Tanıdık Tehlike: İstismarcı Yabancı Değil!
Toplumdaki yaygın inanışın aksine, çocukları tehdit eden istismarcılar genellikle parktaki yabancılar değil, çocuğun en yakınındaki kişilerdir. İstatistiklere göre istismarcıların %85'i çocuğun tanıdığı (aile bireyi, akraba, komşu vb.) kişilerdir. Vakaların büyük çoğunluğu ev ile okul arasındaki güzergahta veya çocuğun güvenli sandığı ortamlarda gerçekleşmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuğun günlük rutinini ve çevresindeki kişileri çok dikkatli gözlemlemesi hayati önem taşır.
Suskunluk Sarmalı: Neden Bildirilmiyor?
Ne yazık ki adli mercilere yansıyan vakalar, gerçeğin sadece %10-15'lik kısmını oluşturmaktadır. "Elalem ne der?", "Aile içinde kalsın", "Duyulursa rezil oluruz" gibi toplumsal baskılar ve korkular nedeniyle istismar vakalarının üzeri örtülmeye çalışılmaktadır. Özellikle failin aile içinden veya yakın çevreden olması, bu "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışını beslemekte ve çocuğun sessiz çığlığının duyulmasını engellemektedir.
Sonuç
Çocuk istismarı, sadece yasal bir suç değil, toplumsal bir yaradır. Moritanya gibi ülkelerle birlikte risk sıralamasında üstlerde yer almak, köklü bir kültüre sahip ülkemiz için kabul edilemez bir tablodur. Bu sorunu çözmenin ilk adımı, verilerin gösterdiği bu acı tabloyla yüzleşmek ve "susmak" yerine çocuğun sesi olmaktır.